22 Temmuz 2012 Pazar

yaşamı yadırgamak

yerini yadırgamak. bunu hepimiz biliriz. biliriz, değil mi? gördüğün yerlerden, uyuduğun evinden bir süre uzak kalınca, döndüğün evini yadırgarsın. asıl yadırganan mekan kısa süre kaldığın yer değildir benim için. çünkü oraya şartlanarak gitmişsindir zaten. oysa evim dediğin, koltuklarına, kapılarına, yastıklarına, suyuna, dolaplarına alıştığın yer... evine kavuştuğunda bir süre yabancılarsın, yadırgarsın. evin sana sırtını dönüp yatan eşin gibi muamele yapar sanki, soğuk davranır.

böyle bir yadırgama halindeyim. hala alışmaya çalışıyorum. "bana yüzünü ne zaman dönecek" diye iç geçirdiğim hayat. evimi değil, hayatı yadırgıyorum. buraya nereden gelmiş olabilirim, evim neresiydi benim?

sanki içimi oyup, bir mumla doldurmuşlar. mum? nereye gitse oraya uyum sağlar erime ısısıyla. sahiplenir gibi görünür ama madem yeni bir şekil alabiliyor ısınınca, onun değildir hiçbir yer.

hep yeni yere gidecekmişim gibi. yeni bir şekle girip, oraya da bir türlü sığmayacakmışım gibi. elimde değil, yadırgıyorum yaşamı.
***

bir çiçek dikiyor adam, evinin önüne. suluyor, ilgileniyor, büyütüyor. bir gün bir başkası gelip, çiçeği 'öylesine' koparıyor. bir başkasına vermek için değil ha! 'öylesine!'

yaşamı naifliğiyle büyütenlere karşı, naifliği yaşatmayan insanlar var.
***

bir yeğenim daha oldu. kederlendim.

d..f..

resim: maya kulenovic - karaca

20 Temmuz 2012 Cuma

geldi çattı remazan

geldi beklenen zaman; recep, şaban ve nihayet ramazan...
tüm açlıkların diyet zamanıdır. dilin, gözlerin, kulakların, ellerin ve belin...
bu ayda sofraların bereketi; yemeğin bolluğu değil, misafirin bolluğudur.
her akşam tatlı bir telaşla hazırlanan sofralara, fazladan iki tabak daha mutlaka konulması... 
pencerede, akşam ezanını minareye bakarak beklerken; sokağın telaşı, koşuşturması...
koltuk altına sıkıştırılmış pideler, misafirliğe yetişen güllaçlar...
kalabalık gecelerde uykusuz kalmayı göze alarak, sahura kadar oturmalar...
her sahurda annemin o leziz kuymağının sofrada talan edilmesi.
her sahurda, uyuya kalma ihtimaline karşı bir posta telefonla uyandırma servisi gibi aramak, aranmak...
davullarını erken saatlerde çalmaya başlayan davulcuların araba alarmlarıyla işbirliği yapması...
ki; bu çekilmez bir gürültü!

İstanbul'un bazı semtlerinde davul çalmak yasaklanmış. bizimkiler çaldı bu gece.
ben de belki bir davulcuya kaçarım umudumu hala yaşatıyorum ;)

velhasıl... bu geleneksel ve nostaljik tatların dışında; kutsal kitabımızı türkçe mealinden mutlaka okumalı,
Allah'ı bolca zikretmeli, sadaka vermeli, az yemeli, israftan kaçınmalı, israfın ve lüksün olduğu ortamlardan kaçınmalı, merhametli ve sabırlı olmalı... ruhu, kötü düşüncelerden, haz ve aşırı isteklerden arındırmalı. kalbi iyilikle doldurmalı...

tüm bunları, yapanlardan oluruz inşaallah. (amin)

"Oruçlunun uykusu ibâdet, nefesi tesbihtir. Duâsı kabûl olur. Ameline kat kat sevap verilir. Her şeyin bir kapısı vardır, ibâdetin kapısı da oruçtur."  hadîs-i şerîf

ramazan-ı şerifimiz hayırlı olsun efendim.

d..f..

17 Temmuz 2012 Salı

Karadeniz İsyanda!

elmalar şimdilik kızarabilir, armutlar dalında ballanabilir. gürgen, isriç, pelit, kızılağaç, meşe ve kestane ağaçları henüz ayakta dimdik durabilir. mart çiçekleri hâlâ beyaz, sarı ve pembe açabilir. mustafa kemal, kukku (guguk), atmaca, kisa, serçe, kosva gibi kuşlar şimdilik göğe hayat verebilir. manahoz deresi leziz alabalıklarını henüz saklıyor olabilir. çakıl taşları dere suyuyla şimdilik aşınabilir ve taşınmaya devam edebilir. yağmur hâlâ bu toprakların biriciği; sis, dağların giyindiği beyaz etekler olabilir. şimdilik, bugün, bu sıralar...

burası karadeniz. burada doğa, yaşamla ölümsüz bir bağ kurmuş. burada; anlatıldığı gibi yalnızca yeşilin değil, tüm renkleri en saf ve zarif desenlerle ahenk içinde bulabilirsiniz. burada hayat su gibi berrak kokar. toprağı çetrefilli ama çok cömerttir. bu coğrafya herkese açmaz kendini. uçurumlu, patika yollarına alıştığın gün, renkleri ve kokuyu duyumsarsın ruhunda. bu toprağın ruhu bir kez sızdı mı içine, onu unutman mümkün değildir. karadeniz, büyülü bir ülkedir. kendi başına, kendi doğası ve yaşamıyla, bambaşka bir dünyadır. mucizedir, zarafettir, estetiktir, neşedir, huzurdur, aşkın en yalın halidir. karadeniz, halkının anasıdır. kucaklayıcıdır, merhametlidir, sevecendir.


ağaçları, çiçekleri, kuşları, suları... tanrının en cömert yüzüdür karadeniz. ama...  ... ama çok değil; 10 yıl içinde bu doğal güzellikler, solmaya yüz tutacak. hatta başladı bile! neden mi? HES'ler yüzünden. dağların arasından bir kız gibi süzülerek akan bakir sular, HES'lerle dizginlenmeye ve başka amaçlar için kullanılmaya çalışılıyor. oysa o derelerin, akarsuların karadeniz doğasına can vermek gibi hayati ve elim bir görevi var. her bir canlının bir diğeri için varolduğu, bir saat zembereği gibi işlerlik kazandığı bu doğal unsurlardan biri sekteye uğradığında, başı dönüyor doğanın. sendeliyor. bizim köyümüzdeki manahoz deresi, 30 km içeride yapılan baraj yüzünden alabalıklarını kaybediyor. dere kenarındaki bitki türleri değişime uğramaya başlamış. 


kendi değerlerimize, kendi zenginliğimize büyük bir ihanettir bu. doğaya, çocuklarının yaptığı büyük bir zulüm! kapitalizmin dişlileri, şehirleri çoktan yedi bitirdi, şimdi doğayı kemiriyor son sürat. başbakan, halkına "3 çocuk" 'talimatı' verirken, acaba o çocuklara nasıl bir dünya ve gelecek bırakacak, bunu hiç düşündü mü? tanrının, doğanın kurulu düzenine saldıran bu açgözlü insan eli, cezasını çekmeyecek mi dersiniz? evet, elbette... 


bir gün kuşlar gökyüzünü, sular yatağını, meyveler ağaçlarını, ağaçlar topraklarını terkettiğinde, insanoğluna büyük bir boşluk kalacak, yıkımın boşluğu. en acısı da bugün bizlerin gördüğü ve bildiği bu güzellikler, sonraki kuşaklardan çalınıyor olacak. gelecekten çalmak, en büyük hırsızlık değil midir?

hayatımın en güzel dönemi, biricik çocukluğumu bu kadar güzel ve unutulmaz kılan köyümdür benim. küçücük mucize dünyam. onun varlığını bilmek, arada bir görmek hayatı katlanılır kılan yegane unsur. bizler toprağına köyüne bağlı, her dem o renkli dünyanın özlemini çeken, özünde her zaman gurbetçi olan çocuklarız, çocuklarıyız karadeniz'in. o büyülü ve fantastik dünyamızın zarar görmesi, incitilmesi hepimizi derinden etkiliyor ve üzüyor. HES'lerin, mucizemize çomak sokan kirli ellerini, topraklarımızda görmek istemiyoruz.




bu sebeple; 

d..f..

bu isyana ses ver!

28 Haziran 2012 Perşembe

çocukluğun sonsuz günleri

-................-

çocukluğumun sonsuz günleri, bitimsiz yolları, upuzun yaşamı...
...değil artık, bitti.


yol bitiyor, yer bitiyor, gün bitiyor.her şey kısacık. 

çok geride kaldı koşup ıradığım çocukluk.
neden acele ettiysem bu kadar!

d..f..

25 Haziran 2012 Pazartesi

haziran


nergis aralayıp dudaklarını
yakartan kokusunu saldı yeryüzüme.

rüzgar oldu ellerim
sarıldı öyküne
tel tel ayırıp günlerini
yıkadı kara susuyla.
sonra öptü
ve sakladı her birini
sevdiği kelimelerin altına.
başını koydu rüyaya
ve ağladı uzun uzun.
çıplak ayağını bastığın soğuk su avuçlarımdır, dedi.
adımlarına dolup gezdi seninle 
yeryüzünün acılı sınırlarını.
sınırlar ki
kalbin her daim kanayan yaralarıdır.

anlatmaya devam et.
orada,
dudağının sol kanadında
maviye dalıyor soluğum.
usul,
uykulu
bir geceyi bölüyor
kırılmış yerinden.

duymuyormuş gibi
gömül tebessüme.
üzerine kapandığın
bir tepenin uçurumudur.
durmadan düşüp
varlığını beyaza boyadığın...
***

uyandığımda
hazirandı yine.
duvarım buharlaşıp
ruhuma karışmıştı.
penceremi açtım.
ıhlamurlar gitmişti.
kokun, gerinerek
tüm göğü kaplamıştı.
özlemek
böyle zamanlarda
iştahla başlayan bir öğündü.

içimden tekrarladığım;
"ellerini saçlarından
saçlarını ellerinden kıskanmamın bir anlamı olmalı" sorusu
aklıma takılmıştı.
hazirandı
aklım, yapış yapıştı.

d..f..

-......-

resim; c.monet

7 Haziran 2012 Perşembe

bütün ademlerden boşandım


bir mart sabahı
badem çiçekleriyle
doğduğum güne uzandım.
köprüler, martılar
mavi kadar dalgındı.

bir nisan çarşambası
beklerken ıslandım.
ağaç kovuklarında böcek kıpırtıları
su küpesi, gölgede uyandı.
aklım kaçtı kaç kere
aynalarda bir bahar tutulması
her şey mi güzel görünür,
inatçı kadınlarla ağladım.

bir mayıs gecesi uyandım.
yatağımda sarhoş sarmaşık
çırılçıplak rüyalar dökülüyor
gök çivilenmiş laciverde
ıhlamurlar uyanmış
perdeler baygın.

ıhlamur,
güzelleştiğim ayet.
özüne taşındığım ağaç,
yanıma aynamı, tarağımı alarak.
gümüş yaprakları altında
ruhumu kaldırımlara yatırarak.
delirirken
ıhlamur köküne
bir şey doğurdum
kokusu anneme benzeyen.

bir ağaç nerede olursa olsun
kaderinde rüzgar ve kuşlar vardır.

bizim gibi…

biz elmaya bakınca
havva’yı görüyoruz,
ağaca bakınca tohumu.

bu yüzden
incitmemek için mürekkebi
bütün ademlerden boşandım.

d..f..


-uyutma!-


resim: albert herter - the garden of hesperides

26 Mayıs 2012 Cumartesi

her şey konuşsun





bir nehir düşün
denizi yok.
hep gitmek için
kaçıyorum denizlerden.

d..f..


kederdir, kendini anlatamamak. resimler, şiirler, çiçekler konuşsun. önemi yok şaşırtabilmenin, güzelliği göze sokabilmenin... ama önemlidir olmayan bir hatayı telafi için çırpınmak, "kırmak için değildi" diye susmak.beyaz susmak, güven içinde susmak, suskunluğa sığınmak.
***

24 mayıs cumartesi
burda bir çay bahçesinde
duvarlar kuşlarla dolu
bilsen öyle yorgunum ki
yalnız alnımı örtüyor uyku

iki çocuğuyla oturmuş
karşı masada bir anne,
beklediği tren saati
bir olanak arıyor kendine
gözlerine dolan beyaz çiçekte

24 mayıs cumartesi
şehir adları sayıyor küçük kız,
kendiyse belli
yalnız adıyla besleniyor
öyle solgun ki

rüzgar pıhtısı bir imbat
kurşun akıtır gibi

geçiriyor şehrin sokaklarından
cüzzamlı bir kıyının gözlerini.

çay bahçesi - c. süreya




22 Mayıs 2012 Salı

...

benim,
tanrı yolcusu.
aç bana kendi kapılarımı
içimden çek çıkar,
doğurt yalnızlığımı.
yeryüzü
sığmazlığımı sezince
öfkeyle uzaklaştı benden.
ve içini kaplayan açlık,
açlığı doyurmak için telaşla bakan varlık,
yetmeyince
boşluk büyüdü.
zerresiyle doğduğum boşluk
beni içine aldı
ve tanrı kapısına uladı.
yol.
binlerce sesle dolu yol.
dinleyip içinden bulmamı istedi,
binlerce çağrıda birine uymamı...
***

kaçıyorum
kaçtıkça bir yanımdan örülüyor duvar.
iri eşyalar
çocukluk kabuslarım
şimdi birbirimize sarılmış
birbirimizden kaçıyoruz
tek vücut.
***

biliyorum
sezgimin gücü yol gösteriyor bana,
inciniyorum,
ruhum kaybetmek istiyor sürekli.
ruhum 'geist',
zamanı şah damarımda öldürüyorum.
***

ve gitmek, kaybolmak
yaşamın koyu gücünde.
şiiri bir yokluğa terkederek.

beni bir hakikate hazırlayan,
tanrım!
yaşamak bu kadar acı ve yanlışsa istek
güzelliği bana yeniden öğret.

d..f..

eleni karaindrou - ulysses gaze

-ol ve öl / önsöz-

20 Mayıs 2012 Pazar

siyah tül


ayaklarına toplanan kara parçalarının yorgunluğuna rağmenim bu gece. rağmenler günümdeyim. yemyeşil dağların arasında bir ırmakla akarak, denizlere, okyanuslara kavuştum. orada kır çiçeklerinin içinde, ağaçların altında otururken, bedenim koşup oynamak için çıldırdı. ruhum ise tatlı bir hüzün ve şaşkınlıkla, bu çıldırışı seyretti. çocukluğumun içine kapanık, kendi kendine oynayan, koşuşturan yüzünü bir kez daha izledi uzaktan. ağaçların kovuklarına, kuruyan dallara baktı siyah bir tül bulmak için. 

büyüttüğüm yorgunluğu, tatlı bir esinti karşıladı. müziğin ritmi bu, ruhun mevsimini, bakışların rengini değiştiren tını. acı veren her güzelliğin, çocukluğa ait oluşunu duyumsadım. 


-duyduğun ağıtlar; yastığımdır, uykumdur, yaşamı duyuşumdur-

***
canını yakan şeyleri de hayatında tutmalı
çünkü insan acıyla tanır kendini.
ve böylece
acıtmamayı da belki öğrenir.

d..f..

-acıtmışlığın derin kederi-

resim: nebahat karyağdı - dilek ağacı

23 Nisan 2012 Pazartesi

ara renklerin huzuru


gökyüzünde, maviyi kırmızıya, kırmızıyı maviye dönüştüren ara renklere bakıyorum. ne kırmızı küsüyor ne de mavi, pastel tonlar bana yaşamı anımsatıyor. yumuşak, incitmeden ve yok etmeden yaşatıyor, birlikte yeni bir renk üretiyor üstelik.bu düşüncelerle günbatımının kızıllığından çok pastel renklerin huzuruna sığınıyorum. varlığını bilmekten büyük mutluluk duyduğum insanlar gibi...
***
burçlar üzerinde büyümeye çalışan gen fidan, tüm şehri görebiliyor yerinden sanki. ama bu günün, bu dünyanın ağacı. hayri irdal'ı görmemiş mesela.uzaklaşıyoruz, kesik kesik ışıklar bir tünelin varlığına işaret ediyor. camda yorgun insan suretleri belirdi. ara renkleri, genç fidanı göremeyen. heyecanım, körpe heyecanım, tünelin karanlığında süzülüp beni yine o yere taşıdı. o tünel, orası...
***
bir sabah uyandığımda kendimi yalnız bulsam. o sabah gibi tıpkı, parmaklarımdan hayatıma sızan şey, beni uykumda terkedip, yalnızlaştırsa. daha, daha yalnız derken (genç fidan gibi zamanlardan ve dünyalardan habersiz) varsam. umutsuzluktan ya da imkansızlıktan değil, vazgeçme isteği belirdi içimde. kendini doğuran bu şey, ne yapsan içime yaranamadığın o şey... bir insan daha düştü karadeliğe.
***
kendi adıma hiçbir şey planlayamayışım, kendime güvenemeyişim, beklentisiz oluşum, başkalarının hayatı için çırpınışım "büyük aptal"a oynamam... bu da bir çelişki... başka bir çelişki..

d..f..

6 Nisan 2012 Cuma

...


gece
sessizliğe dolup
beni izledi duvarlarımdan.
konuşmak kopsa ya ağzımdan,
düşünmek, kuruyup düşse...
oraya saklanmış gözlerinle
göz göze geldikçe karanlıkta
sağıma dönüp gözlerime sözcükler batırıyorum.

ey kanatan,
ey rüyalarımın sahibi
ey ayakları içimde dolaşan
ey seyyahım,
sevgilim, ölüm...
sen miydin bu kıran, acıtan beni?
inanmıştım gerçekten yaşadığına
bu çağda benimle,
ve tüm zamanları...
sokulup kasıklarının kıvrımına
defalarca dökülmek o sert mermere.
sabrın kalesinde taşlaşan melek,
göremez umarsız bakışlarımı.
gelecek kimse yok bana,
annem gibi oturmuş yaşamı seviyorum
yamalı yanaklarımla, baharı...
"ve" sen, sen değil "ve",
naif bir köprü an'ımı an'ıma dövdüren.

ne zaman bırakmak istesem seni
yüzümde yanılgı yanıkları.
ve gövdemi oyalayan başım
daha önce duymadığım ...

devam edece..

d..f..



3 Nisan 2012 Salı

...

verimli bir kalple
çorak bir dünyaya bırakılmış.

kalbin damarları çatladıkça
yine yeniden anlamak.
bağlanmışlığa anlam aramak,
yok!..
git bu yersizlikten.

d..f..

- ne me quitte... / dudaklarımın bayramı -

21 Mart 2012 Çarşamba

...

ayakları toprağı çatlatan
kurak kimseler
-onlardan kopmadır bir yanım-
aynı yöne doğru yürüdüler,
ateş topluyordu avuçları
yer yanacak kadar kopmuştu sudan.
koşarken döküldü tabanlarından
birikmiş çatlaklar.
eğildim, avuçladım toprağı
kısaldı hayat çizgim,
ve kesişmelerim yandı.
***

umut ve su
yeşerme masalıdır.
göğe bırakılan cemre
okşayarak uyandırdığında yeryüzünü,
hayat alnımızda berraklaşır.
koynumuza sokulan tomurcuklar,
kuş gövdesinin büyüttüğü yaşam,
uykuya doyan rüyaların özlemidir.
***

toprağa çekildiğinde can,
dağlara yığıldığında su,
ve perdelendiğinde güneş,
küçük kıyamet dolar içimize.

işte zaman
bulutlanıyor bir yerde
ve sen akıyorsun o ince çizgiden.
çünkü denizler, nehirlerin yerçekimidir.
yanılgılar, güzelliğin
ve çirkinliğin yittiği yerde
yekpare bir denize dönüşür.

...devam edec..

d..f..

16 Mart 2012 Cuma

...


bu kalp içimde ama
elimde değil.

***

fatma'ya tamamlanacağım.

d..f..

adam hurst - thereshold

14 Mart 2012 Çarşamba

bir şiir bir milat

Geldim
Suskun ve kederli
Bıraktım kendimi toprağına
Kalbim bekle diyordu
Bir tapınak bu geç olmadan.
Ama geciktim
Gölgesi kalmış duvarların
Kendileri gitmiş uzaklara
...
...

Ah sevgili ten
Neden bekliyorsun burada
Alıp kokunu git
Git
O acı rüzgârın ardından.

b.matur / rüzgarı acıtan doğu

9 Mart 2012 Cuma

ninemin şiiri


son aylardaki yoğun çalışma temposu yapmak istediğim pek çok şeyi ertelememe sebep oldu. bazen yazmak istediğim şeyleri erteledim ve sonra unuttum. gitmek istediğim sergileri, filmleri, konserleri kaçırdım vs... ama en kötüsü de yeterince okuma yapamamamdı. bu ertelemelerin ve kayıpların telafisi olur mu bilmem ama özellikle okumanın benim için ne kadar hayati bir eylem olduğunu anladım. çünkü okumak yazının anasıdır. beslendiğinden hamile kalır yazın.
***

özellikle şiir, hayatımın ritmi ve kılcal damarları gibi kuşatıcı. geçtiğimiz aylarda bir arkadaşım misafirim olmuştu. bir yayıneviyle anlaşıp şiirlerini bastıran bir tanıdığının, kendisine hediye ettiği şiir kitabından bahsetti. şiirden ve yazmaktan konuşurken araya giren kitaba göz attım. hece vezniyle yazılmış kimi yarım kafiyeli kimi redifli şiirler bizi tebessüm ettirdi.
"... hasret,
...gayret,
...sabret,
...gitti."

şiirleri okurken aklıma ninemin şairliği geldi. o gerçek ve iyi bir şairdi. tek kelimelik, yarım kafiyeli şiirleri tüm ailemizin varlık sebebi ve hayatımızı kuşatacak kadar değerliydi:
"saniye,
sariye,
safiye,
rabia,
emine,
nermin"

"fehmi
fahri
remzi
nizamettin
hasan
hamit"

ninem 12 mısralık bu anlamlı şiiri yazarken bir yandan da çıplak ayakla ormanlarda gezerdi. sesin ritmine olan düşkünlüğümüz, hayatımızı kuşatan acıyı da mutluluğu da şekillendiriyor.
***

d..f..

-resim:teksin özgüz-

4 Mart 2012 Pazar

şefkatin elleri

güne açılan gözlerim, baş ucumda saçlarımı acemice okşayan ellerin varlığıyla şenlendi. ve güneşin sarı yüzü, sararmaya duran yüzlerimize kırmızı benekler yaydı. ayıyoruz kıştan, derin umutsuzluklardan. rüyalarımı okşayan eller gibi, her şey bir şefkatle dolup taşıyor bugün. tanrım, biricik Allah'ımın varlığı, şefkatle dokunan her şeyden içime sızıyor.
***

bugün annemi alıp nicedir istediği şeyi yapacağız. çarşıya gideceğiz. o alacak ben taşıyacağım.
***

son olarak :)

d..f..

26 Şubat 2012 Pazar

"herkes bana kızar, annem bana kızmaaz" :'(



ablamın komşusu, küçük kızını ablama bırakmış. küçük hanım henüz 1,5 yaşında. televizyon izlerken reklamlardaki bir müzikten etkilendiğini ve dudaklarını büktüğünü fark etmiş ablam. tabi bu fırsatı kaçırır mı, aramış taramış aynı reklamı bir kez daha bulmuş, küçük hanım yine aynı duygusal tepkiyi verince... ablam hemen telefon kamerasını açıp, kendi uydurduğu müzikle küçük hanımın duygusal iç dünyasını gözler önüne sermiş. anlattığına göre ablam, şarkıyı söylerken kendi yüreği de kabarmış fakat ne hikmetse uzattıkça uzatmış. gerçi biz, küçük hanımın ağlama sebebinin ablamın korkunç sesinden kaynaklandığını düşündük ama dillendirmedik, sizin takdirinize bırakıyorum.

d..f..

23 Şubat 2012 Perşembe

bir kâse


gün düzü, ışığın yatağıdır. karanlığın saklı engebeleri, geceye gizem katar. günün ışıkları gelecek birazdan ve her şey gizemini kaybedecek, rüyalar bile. bu gecelik rüyalarımdan feragat ediyorum. sahi, ne zamandır rüyalarımı anlatmıyorum değil mi? içimden gelmiyor, boğulsunlar karanlıkta, terk etsinler beni diye, umursamaz davranıyorum.
***

okuduğum kitaplardan bahsetmek istiyorum uzun uzun. o güzelim dünyanın uyutan ya da uyanık tutan uyarıcılarından... bir yandan da günlerdir "dişimin şişi" sızı tamlamasıyla beraberim. iyi de oluyor, bedenimde bir sızıyla yaşamak. diğer sızılarımı unutturuyor işte.
***

annemin kış uğultusunu özledim. özlenecek bir şeylerin olması ne güzel. yaşadığını hissediyor insan. yaşadığını, bazen de çok fazla yaşadığını... bilirsiniz, gövde taşıyabileceği kadarını yüklenir. içimde çoğalmadan ağırlaşan, durdukça derinleşen, yerini içime oturtan o garip duygu. biraz anne, biraz aşk, biraz yaşama sevinci, biraz kekik, bir tutam tarçın... bu neyin tarifidir dersiniz, (biliyorsun, oku ve gözlerini yıka, ruhunu okşamama izin ver)
***

ve yaklaşan bahar... tadını almak için güzelliğin, kederinden emiyorum özünü. bu, her şeyde böyle. işte öldük ve dirileceğiz bir mevsim daha. aynı aşkı, bir kez daha tazeleyeceğiz. bu inanılmaz bir dönüşüm, her seferinde şaşırıyorum, bile bile. durmadan aktığımız yatak, bizi kuşatan bir dinginliğe çekiyor. önce sözleri getiriyor aklımıza, isim vererek düşünüyoruz. ey isimlerin sahibi, yüce, biricik, adından güç alınan, teşekkür ederim. ayna bu kadar güzelse, gösterdiğinin hakikati nasıldır kim bilir?
***

bahara yapılacak hazırlıklar vardır. çocukluğumun sonbahar mevsimlerinde evde hummalı bir kış hazırlığı olurdu. tıpkı onun gibi... damarlarıma sökün eden cemrenin sırrıdır. şimdi yeni sesler, müzikler, yeni sözler, yeni şiirler ve yepyeni yüzler aranmalıdır. bulunanlar baharla kutsanmalıdır.
***

şimdi aklım dağlardadır. bahar için biriktirdiği durgun kara sularında, dağların sırtladığı beyaz örtülerde... akan nehirlerde, sesini beyaza gömen... bir tutam isterim tarifim için, komşudan istenen bir kase "şey" gibi... bir kase görüntü, ses, söz, anlatı... zap suyunu hatırla! bir manzara sevici değilim ben, gözlerim kalbimden sonra duyar, inan. hikayecim, anlat bana, yine baharı anlat, içinde keder olsun bir kase.

d..f..

yeni türkü - başka türlü bir şey

13 Şubat 2012 Pazartesi

baharı beklemek


çıplak ağaçların solgun ve ıslak benzi... derin bir bekleyişte toprak. ve kökler göğü selamlayacağı uyanış gününü bekliyor. ben de bekliyorum onlarla. her gün seyredip yokluklarını, bu görünmez halde kimsesiz bekleyişlerini.. yanlarından aldırışsız geçip gitmelerimize şaşırmalarını... ben görüyorum, seyrediyorum, selam veriyorum geçerken ve sabra davet ediyorum. topraktan öğrendiğim sabırla, toprağın merhametli kavuşturmasını bekliyorum. tıpkı bir ağacın hikayesini beklemek gibi... bir kalemin gecenin içinde çıkardığı sürtünmeyi ve kelimelere can veren ruhu duyar gibi... bu sessizlik beni kederlendirse de, incitse de, yorsa da... meyvenin ruhuma bırakacağı tohumu bekliyorum. "bahar iyiliktir" diyerek, her gün bu sözü tekrarlayarak, bir ayet gibi...

bekliyorum.
inciten sessizliğini de severek, sana dair ne varsa...

d..f..