
camlar ne kadar da kirlenmiş. orada, arkalarda bir yerde güneş var. uzun saçaklarıyla, eteklerine mevsimler doldurmuş. sürekli konuşan bir adamı dinliyorum. yalnızlığı çok geveze, çok bitimsiz gibi duruyor anlattıkları.
dün gece tam uyumuştum ki bir yüz gördüm sırtı dönük. sol tarafa döndüm kalbim ezilsin diye ağırlığımda. ve şunları yazdım duvara benim harflerimle: "öyle derin unuttum ki seni, isminin harfleri silindi alfabemden."
sonra yüzümü sana döndüm. yalnızlığını okuduğum yüzünde başka sözler not aldım avucuma. beni de anlatan sözlerdi. gidenin yeri, yalnızlığı büyüterek dolar. bir deliktir o gidiş. vakumlu odaya açılan kapkara bir delik... içeri hava girdikçe aşkın nefessizliği boğulur. karşılaşma anında delik genişler ve büyür. göğü görürsün. sonra içinden çıkıp kendini terkedersin. ama o deliği bir koza gibi taşırsın sırtında. bir gün yalnızlığın giden kadar büyür. o zaman kendine geri dönersin. gidecek başka yalnızlık kalmamıştır.
bu adam bu şarkıyla bana neler yapıyor böyle.
d..f..
-ve sen daha ne kadar büyüteceksin yalnızlığını?-
